Biber gazlı üniversite - Eskişehir Öğrenci Kolektifleri


Yazıyı büyüt Yazıyı küçült 24.01.2012

 Hacettepe Üniversitesi yeni rektörü Murat Tuncer’in yaptığı açıklamalar bir süre kamuoyunu meşgul ederken, ana akım medyada da yer buldu. Elbette bu yer buluş doğru biçimlerde değil klasik liberal medya taktiği olan “Saptırma” ve “İçini boşaltma” biçimiyle ortaya çıktı. Yeni rektör neredeyse bir üniversite kahramanı olarak verilirken, bu kararları aldıran Beytepe öğrenci mücadelesine ne değinildi ne de söz hakkı verildi. Oysa bu kararları aldıran elbette Beytepe’de büyük bedeller ödeyerek üniversitesini kısmen demokratikleştirmeyi başarabilen öğrenci mücadelesidir. (Bu konuyla ilgili Beytepe Öğrenci Kolektifleri’nin yaptığı açıklama dikkatle okunmalıdır: http://www.kolektifler.net/yazi/5751/hacettepe-universitesi-%2339%3Bnde-neler-oluyor%3F)


Bu yazının konusu Hacettepe’nin yeni rektörü ya da oradaki öğrenci mücadelesi değildir. Ya da kapitalizmin egemen sınıfının şiddet araçlarından biri olan Biber gazı da değildir. Yazının amacı biber gazının üniversitelerde yeni bir şey olmadığını ve Anadolu Üniversitesi’nde yıllardır kullanımda olduğunu ve bu süreç içerisinde üniversitede neler yaşandığına dair kısa bir bakış açısı sergilemektir. Yazı yorumdan çok sürecin anlatımı biçiminde ilerleyecektir.


26 Ekim 2009 günü Anadolu Üniversitesi’nde rektörlük seçimleri yapıldı. Seçimlere göre eski rektör Fevzi Sürmeli 334, Hasan Mandal 295, Davut Aydın ise 96 oy almıştı. O dönem birçok üniversite olduğu gibi Abdullah Gül burada da en çok oy alanı değil, kendi istediğini atayarak Davut Aydın’ı rektör olarak seçti. Davut Aydın atanır atanmaz, şehrin büyükşehir belediyesi dahil bir çok kurumdan tepki açıklamaları geldi. Öğrenciler AKP kadrolaşmasını hedef alan eylemlerini yükselttiler. Ancak Davut Aydın kendinden emin bir şekilde sonraları çok seveceği koltuğuna otururken bombaları ardı artına patlattı: “Mart ayında üniversite siyaseti bitireceğim.” Aslında bu açıklama her yeni amatör yöneticinin kullandığı açıklama biçimidir. Ancak zamanla bunu yapamayacağı anlaşılınca bu açıklamalardan vazgeçerler.


Mart ayına girildiğinde yüzlerce üniversiteli yasakları kınayan ve ifade özgürlüklerinin engellenemeyeceğine dair bir protesto gerçekleştirdi. İlerleyen günler oldukça sakin geçerken ilk olaylar 19 Mart’ta üniversite içerisinde yapılan Bologna Süreci toplantısıyla başladı. O gün Bologna sürecini protesto eden ve içeri alınmayan öğrencilerin yürüyüşüne özel güvenlikler saldırdı. Saldırı geri püskürtülürken olay sonrası onlarca öğrenciye soruşturma açıldı, cezalar geldi.


Arından  Anadolu Üniversitesi’nde 23-24-25 Mart olayları diye bilinen süreç yaşanmaya başlandı. 23 ve 24 Mart’ta yaşanan küçük çaplı ÖGB (Özel Güvenlik Birimi) saldırıları 25 Mart’ta ayyuka çıktı. Yaklaşık 100 güvenlikçi yemekhanede afiş asmak isteyen öğrencilere cop, taş ve sandalyelerle saldırdı. Saldırı sonucu 7 öğrenci çeşitli yerlerinden yaralanırken, birinin çenesi kırıldı ve günlerce hastanede kaldı. Saldırı da en dikkat çeken şeylerden biri güvenlik görevlilerinin “Allah Allah” sesleriyle saldırışları oldu. Elbette bu olay sonucunda da onlarca öğrenciye soruşturma açıldı toplamda yıllara varan uzaklaştırmalar verildi.


Aslında 19-25 Mart sürecinde yaşananlar çok açık bir şeyi ortaya sermişti. Davut Aydın Bologna Süreci toplantısını Anadolu Üniversitesi’ne alarak üniversitelerin piyasalaştırılması sürecinde öncü aktör olacağını net biçimde gösterirken (Kaldı ki Tayyip Erdoğan’ın rektörlerle yaptığı İstanbul toplantısında yaptığı piyasalaştırma sunumu da önemlidir.) diğer yandan kampus içinde uygulamaya sokulan zor aygıtları bu süreçte hakları gasp edilen öğrencilerden yükselmesi muhtemel protestoların nasıl engelleneceğine dair ipuçları veriyordu.  25 Mart’ta yaşanan olaylarda İletişim kantinine sığınan öğrencilerin yanında yer alan ise İletişim Fakültesi’nin öğretim görevlileri olmuştu. ÖGB, öğrencilerini korumak isteyen öğretim görevlilerine de coplarını göstermişti. (Bu fotoğraf yerel basında infial etkisi yarattı) 25 Mart günü yaşananlar Özel Güvenliğin böylesi sınırsız yetkiyi nerden aldığına dair ciddi bir sorgulamayı beraberinde getirirken her seferinde rektörlük güvenliklerin yanında yer alan açıklamalar yaptı. Akademisyenlere tehdit telefonları yağdı. Hatta Davut Aydın hemen birkaç gün sonra ellerinde nerede bulduğu belirsiz taşlarla basın açıklaması yaparak öğrencilere saldırdı. Bu basın açıklamasından sonra zaten özel güvenliklerin kadın öğrencilere tacizi, üniversite öğrencilerini tahriki de giderek arttı. (Olayın görüntüleri için: http://vimeo.com/10660180)


Yaşananların medyada yer bulması ve yapılan kitlesel protestolar yönetime geri adım attırdı. Devam eden günlerde herhangi bir saldırıyla karşılaşmadan öğrenciler ifade özgürlüklerini kullandılar. Ancak o günlerde basında yer alan bir haber Davut Aydın’ın ve AKP’nin nasıl bir üniversite istediğini bütün çıplaklığıyla ortaya serdi. Özel güvenliklere Kask, kalkan ve biber gazı yetkisi veren il güvenlik kurulu kararı çıktı. (http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=14867796) Bu karar öğrenciler tarafından şiddetle kınanırken sonraki günlerde robocop gibi giyinen özel güvenlikler okulun her yanında görünür oldu. Piyasalaştırma sürecinin en belirgin örneklerinden biri olan baskı araçlarını üniversitede çoğaltan yönetim, yeni ve son teknoloji kameraları da birer birer üniversite içlerine yerleştirdi. Bu arada soruşturmalar o kadar komik hal aldı ki basın açıklaması, kitap takas standı da “Suç” kapsamına sokuluyor, olay günü orda olmayan öğrencilere soruşturmalar açılıyordu. Hatta mezun olanlar dahi bu soruşturmadan nasibini alıyordu.


4 Kasım 2011 günü geldiğinde yönetim akıl almaz bir karar aldı. Hazırlık kantininde YÖK ve AKP karşıtı afiş asan öğrenciler tehdit edildi. Ancak öğrenciler üniversitenin demokratik bir kurum olduğunu ve ifade özgürlüklerini kullandıklarını belirtince robocop güvenlikler öğrencilere saldırdı. Öğrenciler kendilerini kantine kapattılar ve afiş asmaya devam ettiler. Güvenlik birimi camları kırmaya çalıştı, beceremedi. Arından okula yapılan polis baskınıyla kantin camları kırıldı, kapıları söküldü, masa ve sandalyeleri de kırılarak kantine girildi. Kırık camları üniversitelilere atan polisler 40’tan fazla öğrenciyi gözaltına aldı. Gözaltına aldığı öğrencilerinin birinin kolunu, birinin bacağını kıran, bir diğerinin ise omzunu çatlatan polisler birçok öğrenciyi de çeşitli yerlerinden yaraladı. Polis otobüsleri içerisine alınan güvenlikçiler kelepçeli öğrencileri dövdüler. Yani bizzat yönetimin bilgisi dahilinde öğrencilere üniversite içerisinde işkence uygulandı. Ertesi gün ise okulda yıllardır yapılan en büyük protesto gerçekleşti ve 1000 kişi rektörlük binasına demokratik üniversite için yürüdü. Bir süre sonra 53 öğrenci hakkında soruşturma açılırken 45 öğrenciye ceza verildi. Bununla da yetinmeyen yönetim o gün polislerin ortaya çıkarttığı maddi kaybı öğrencilere ödetmek isteyerek ailelerine 400’er liralık para cezaları gönderdi.


Olayların görüntüleri için: http://www.youtube.com/watch?v=ATEpqDu98ZQ , http://video.cnnturk.com/2010/haber/12/29/universitenin-faturasi-ogrencilere-kesildi (kask ve kalkan kullanan güvenlikçilerin görüntüleri de mevcuttur)


Yaşanan bu olayların ardından büyüyen tepkilerden ve kitlesel protestolardan korkan yönetim geri adım atmak zorunda kaldı. Öğrencilerle görüşme talep etti ve yapılan görüşmelerde ifade özgürlüğünü tanıdığını ve müdahale olamayacağını söyledi.


Burada anlatılmayan daha birçok olay yaşandı Anadolu Üniversitesi’nde. Bu saldırılar sonucunda hiçbir güvenlik görevlisine soruşturma açılmazken onlarca öğrenci üniversiteden uzaklaştırıldı, eğitim hakları engellendi. Bir kaçı yaşadığı şeyler yüzünden hala psikolojik destek almakta. AKP tarafından üçüncü sıradan rektör olarak atanan Davut Aydın bulunduğu süre zarfında AKP’nin neoliberal üniversite politikalarına tam uyum gösterdi. Piyasacılık uygulamalarına tam gaz devam ederken, şiddet aygıtlarını kurumsallaştırdı ve her seferinde devreye soktu. Yaşanan her şeyin faturasını da öğrencilere kesti. Burada da belirtildiği gibi biber gazı, kask ve kalkan üniversitede yeni şeyler değil. Bizzat AKP’nin üniversite hayallerini süsleyen şiddet araçları. Bu aygıtları üniversiteden geri çektiren ya da kullanılmaz hale getiren de üniversitelilerin neoliberalizme karşı haklar ekseninde örgütlenen ve demokratik üniversite mücadelesi şekliyle biçimlenen mücadeleleridir. Unutulmamalıdır ki geleneğinde anti-faşist düşünsellik ve eylemlilik bulunduran üniversite, her daim şiddet ve antidemokratik uygulamaların karşısına kitlesel biçimiyle karşı çıkmasını bilmiş ve her dönem olduğu gibi bu dönem de bu konularda kazanımlar elde etmiştir/edecektir.