Hacettepe Üniversitesi'nde neler oluyor?


Yazıyı büyüt Yazıyı küçült 23.01.2012

Son günlerde basında yer alan ve Hacettepe Üniversitesi'nin yeni rektörü Murat Tuncer'in "demokratik" uygulamalarının yer aldığı haberlere ilişkin Beytepe Kolektif bir açıklama yaptı.

 

 

 

kolektifler.net / Ankara

 

Beytepe Kolektif'in açıklaması :

 

"Önceki rektör döneminde açılan gaz bombası, gaz maskesi ve kalkan ihalesinin iptali, stand açma ve afiş asma “serbestisi”, kampus içinde yapılan eylemlere dair polise bilgi verme uygulamasına son verilmesi, siyasi soruşturmaların iptali, kampus içi hafif raylı sistem projesi, kameraların sayısının azaltılması, taciz ve tecavüz olaylarına karşı ağır yaptırımlar, üniversitelilerin sorunlarını doğrudan muhatabına aktarabilecekleri rektör-öğrenci toplantıları…

 

Hacettepe Üniversitesi’nde son günlerde “olağandışı” bir şeyler yaşanıyor. Henüz geçen ay atanan rektör Prof. Dr. A. Murat Tuncer, göreve gelir gelmez ilk ağızdan bu yukarıda yazan şeyleri telaffuz etti. Çizilmeye çalışılan tablo şudur ki, Murat Tuncer’in elinde bir sihirli değnek, Hacettepe Üniversitesi’ne demokrasi bahşediyor.

 

Hacettepe Üniversitesi, geçtiğimiz yıllarda öğrencilere açılan soruşturmalar ve yıllara varan uzaklaştırmalar, polis baskınları, stand yasakları, afişlerin toplanması ve bunlara karşın “öğrencime dokunma” diyen akademisyenlere açılan disiplin soruşturmaları ile adını duyurdu.

 

 Murat Tuncer, göreve gelir gelmez bu uygulamaları “düzelteceği” sözünü verdi. Gözlerden özenle saklanan gerçek şudur ki, geçen dönemin rektörü Uğur Erdener’in uygulamalarının karşısında ve bu uygulamalara rağmen yükselen bir öğrenci hareketi, Hacettepe Üniversitesi’nde varlığını hissettirmiştir. Kampüsü basan polise karşı bir direnç hattı oluşturulabilmiş, bu konuda rektörlüğe kitlesel bir yürüyüş düzenlenmiş, özel güvenlik birimleri afişleri toplamaya kalktığında hızlı bir refleksle müdahale edilebilmiş, açılan soruşturmalara ve verilen uzaklaştırma cezalarına karşın, içinde akademisyenlerin de yer aldığı etkili kampanyalar örgütlenebilmiştir. Bu süre içinde Hacettepe Üniversitesi AKP’liler için “yasak bölge” olmuş, kampüse gelmesi planlanan iki AKP’li bakan programlarını iptal ederek Hacettepe Üniversitesi’ne adım atamamışlardır.

 

 Tüm bu yaşananlar, öğrenci hareketinin Hacettepe Üniversitesi özelindeki kazanımları olduğu gibi; farkında olunmalıdır ki hedeflediğimiz “özerk, bilimsel ve demokratik üniversite” modelinden henüz oldukça uzaktadır. Bugün “bahşedilenler”, üniversitelilerin bugüne dek yürüttükleri mücadelenin bir sonucudur. Ancak vurgulamak gerekir ki, üniversitelilere söz, yetki ve karar hakkının tanınmadığı, Y.Ö.K.’ün üniversitelerin üzerine bir karabasan gibi çöktüğü, iktidarın akademiye yönelik baskıcı tutumlarının sürdüğü bir ortamda gerçekten demokratik bir üniversiteden söz edilemez.

 

İşin bir diğer gözden kaçmaması gereken noktası da şudur ki, ilk paragrafta anlatılanların Hacettepe’ye özgü bir uygulama değildir; özgür düşüncelerin yeşerebileceği yegane yerler olan üniversitelerde olması gerekenler bunlardır.

 

AKP’ye yakınlığı ile bilinen yeni rektör Tuncer, türlü baskıya rağmen susturulamayan üniversite gençliğinin meşru taleplerini sanki bir lütufmuş gibi sunarak ve medya yoluyla kendi propagandasını yaparak üniversite gençliğinin yıllardır verdiği mücadeleyi yok say(dır)maya çalışmaktadır.  

 

Bugün gelinen nokta olumlu olmakla birlikte, yeni rektör Murat Tuncer unutmamalıdır ki, üniversitelilerin doğası gereği “zehir gibi” zekaları vardır; kolay kolay hatırdan çıkarmazlar bazı şeyleri.

 

Unutmadık!

 

Kocaeli Üniversitesi’nden Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, “Endüstri Yoğun Bölgelerde Yaşayanlarda Ölüm Nedenleri: Dilovası Örneği” adlı araştırmasının sonucunda, Kocaeli-Dilovası’nda yaşayan annelerin ilk sütünde ve bebeklerin ilk dışkısında bazı ağır metallere rastlamış; bu tehlikeyi de basın yoluyla kamuoyuna duyurmuştu. Bunun ardından Onur Hamzaoğlu’na yönelik bir linç kampanyası başlatılmış, Y.Ö.K. de boş durmayıp kendisine “halkı paniğe sevketmekten” disiplin soruşturması açmıştı. Bu soruşturmanın ardında, Onur Hamzaoğlu’nu Y.Ö.K.’e şikayet eden, çiçeği burnunda rektörümüz Murat Tuncer var.

 

Bir diğer ilginç nokta şu ki, Murat Tuncer, daha önceden editörlüğünü yürüttüğü bir kitapta Onur Hamzaoğlu’yla paralel görüşleri savunmuş ve şu satırlara yer vermişti:


“Kocaeli Dilovası bölgesinde yapılan epidemiyolojik araştırma sonucuna göre, kanserden ölümler, kalp damar hastalıklarından ölümlerin önüne geçerek birinci sıraya yükselmiş…”

 

[1]

 

Sonuç yerine...


Daha önce belirttiğimiz gibi, bugün gelinen nokta olumlu olmakla birlikte, yeterli değildir. Mücadelemiz, özerk, bilimsel ve demokratik bir üniversiteyi kurana ve eşit, parasız, bilimsel ve anadilde bir eğitim alana dek sürecektir. Hayalimizdeki üniversite budur.

 

 Bundan böyle, sözü verilen ve çoğunluğu henüz hayata geçmeyen bu uygulamaların takipçisi olacağız. Her ayın ikinci cumartesi günü gerçekleştirileceği duyurulan “rektör-öğrenci toplantıları” henüz bir karar alma organı olmadığı gibi, denetleyici yapılardan da yoksundur. Bu toplantıların işlevinin artması ve üniversitelilerin söz, yetki ve karar haklarını etkin bir şekilde kullanabilmelerinin önünün açılması öncelikli hedefimizdir.

 

 Demokratik üniversite mücadelesinin sonucunu, onlarca soruşturma ve cezaya maruz kalarak ama pes etmeyerek aldık. Yaşanan iyileştirmeler lütuf değil kazanımdır. Bu kazanımlara sahip çıkmak ve özgürlük alanlarını daha da genişletmeye çalışmak yine biz öğrencilere düşmektedir."