12 Eylül'ün Üniversiteye armağanı : YÖK!


Yazıyı büyüt Yazıyı küçült 27.08.2010

AKP iktidarı boyunca, 12 Eylül kurumlarını kaldırmak bir yana, ele geçirerek kullanıyor. Darbe anayasasının özüne dokunmayan AKP anayasası ise YÖK ile ilgili en ufak bir düzenleme içermiyor.

 

 

 

Kolektif Basın Merkezi

 

 

12 Eylül anayasasının karşısında olarak sunulan, uğruna Recep Tayyip Erdoğan’ın gözyaşı döktüğü AKP anayasası günlerdir gündemin birinci maddesi olarak yerini koruyor. 

 

Bir yanda darbenin sonucu siyaset sahnesinde yükselen Milli Görüş geleneğinin “ılımlı” kanadı darbelerle hesaplaşma palavrasıyla yeni anayasa için “evet” oyu istiyor. Bir diğer yanda ise “neden hayır dediğini” dahi açıklayamayan “hayırda hayır vardır” repliğini tekrarlayanlar Recep Bey’e yükleniyor.

 

Anayasanın kendisini tartışmak bir yana, birbirlerinin boyunu, soyunu soruşturmaktan öteye geçemeyen bu siyaset kirliliğinin tam ortasında biz üniversitelileri ilgilendiren çok önemli bir kurum var. Baskının, piyasalaştırmanın ve AKP döneminde gericiliği üniversitede yukarıdan aşağı dayatan YÖK, AKP’nin hesaplaştığını iddia ettiği 12 Eylül askeri darbesinin bugüne miras kalan anti-demokratik kurumların başında geliyor.

 

6 Kasım 1981’de İhsan Doğramacı tarafından kurulan Yükseköğretim Kurulu darbenin postalını; okuldan atmalar, cezalar ve baskılar şeklinde üniversitelere taşıdı. Özerk üniversite kavramını ortadan kaldıran YÖK, devletin üniversiteler üzerindeki gölgesi olarak her zaman üniversiteden yükselen her türlü muhalefetin karşısında yerini aldı.

 

Daha sonraki yıllarda, ülke genelinde uygulanan neo-liberal programın her şeyi özelleştiren, piyasalaştıran anlayışının üniversitelerdeki uygulayıcısı oldu. Paralı eğitim uygulamaları ile, darbeden sonra özgür düşünceye kapatılan üniversite kapıları bu sefer de yoksullar için kapandı. Harçlara yapılan fahiş zamlar ve üniversitede tepeden tırnağa hakim kılınmaya çalışılan piyasa mantığı, öğrenci muhalefetinin güçlü direnciyle karşılaştıysa da baskıcı politikaları da yanına alarak neo-liberal programı üniversitelerde bir bir hayata geçirdi.

 

İslamcı hareketin yükselişe geçtiği 90’ların ikinci yarısında, “türban” sorununu bir özgürlük meselesi olarak gündeme getiren gericiler, YÖK’e karşı muhalif olduklarını iddia ettiler. AKP de iktidara geldiği 2002 yılından 2007’ye kadar YÖK’e karşı olduğunu ifade etti ve gericiliğin bayrağı olan “türban”ı üniversitelere sokabilmek uğruna verdiği uğraş boyunca YÖK’ü hedef gösterdi.

 

İşte ne olduysa 2007 yılında oldu. Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı olmasının ardından YÖK’ün başına atadığı AKP’li Yusuf Ziya Özcan dönemi boyunca YÖK her zaman AKP’nin üniversite kolu olarak çalıştı.

 

Geçmiş yıllardan kalan baskıcı ve piyasacı karakterini pekiştirerek muhafaza eden YÖK bir de gericilikle kuşanmış olarak üniversitelere dönük saldırılarını arttırdı.

 

AKP’nin gerici ve piyasacı uygulamalarının üniversitedeki uygulayıcısı olan YÖK, siyasi iktidarın gözünü diktiği, cemaatler tarafından tabandan, atamalar yoluyla yukardan kuşatmaya çalıştığı üniversiteleri kontrol etme aracı haline geldi. Siyasi iktidar darbenin anti-demokratik kurumlarının başında gelen YÖK’ü ele geçirdikten sonra, 2007’den önce dile getirdiği her şeyi unuttu.

 

12 Eylül ile hesaplaştığını iddia eden AKP, hiçbir darbe kurumuna dokunmadığı gibi YÖK’e de dokunmak bir yana, en etkili silahlarından biri olarak üniversitelerin üzerinde kullanmaktan da çekinmedi.

 

Bugün kendisi için hazırladığı anayasaya destek isteyen AKP’ye üniversiteliler olarak “Hayır!” dememiz için en önemli sebeplerden birisi de tam olarak bu olmalı. Soyut darbecilik tartışmalarından sıyrılırsak, 12 Eylül darbesinin üniversiteliler için en somut ifadesi YÖK’tür. AKP iktidarı ise bu anayasa paketinde YÖK ile ilgili herhangi bir şey söylemediği gibi, 2007 yılından beri YÖK eliyle darbecileri aratmayacak saldırılarla üniversiteyi dört bir yandan kuşattı.

 

Atadığı gerici rektörlerle bilime saldıran, yüzlerceöğrenciye cezalar yağdıran, paralı eğitim uygulamalarıyla insanların canını alan YÖK, derhal kapatılmalıdır. Üniversiteliler, YÖK’ün kaldırılmadığı bir anayasaya elbette ki “Hayır!” diyecekler ve YÖK’ü kendi meşru-militan mücadelesiyle kapattıracaklardır.