Anayasa Değişikliğine Neden “Hayır” ?
14.08.2010
|
![]()
TV programlarında, köşe yazılarında, gazetelerde, siyaset meydanlarında son günlerde sıkça rastladığımız bir konu var: Anayasa değişikliği ve 12 Eylül'de yapılacak olan referandum. AKP var gücüyle arkasına liberalleri ve Fettullah Gülen’i de alarak “evet”i örgütlemeye çalışırken, toplumsal muhalefet de demokratikleşme yalanına ve AKP’nin emeğe yönelik saldırılarını güçlendirecek olan yeni anayasaya “Hayır” diyor. Üniversiteliler olarak halkın taleplerini karşılamayan, anti-demokratik uygulamalara son vermeyen, düşünce önündeki setleri kaldırmayan, üniversitenin isteklerini kapsamayan anayasaya yanıtımız elbette ki "Hayır" olacak. Kolektif Basın Merkezi Anayasa değişikliğine neden “Hayır” ? HALA 12 EYLÜL ANAYASASI OLDUĞU İÇİN HAYIR! 12 Eylül anayasasının şimdiye kadar 16 seferde 83 maddesi değiştirildi. AKP ise sermaye ihtiyaçları doğrultusunda ve iktidarını güçlendirmek amacıyla anayasanın 26 maddesini değiştirmek istiyor. 83 maddesi değiştirilmiş olan bu anayasanın 26 maddesi değiştirilecek olsa bile 12 Eylül anayasası olma özelliğini koruyor. Çünkü bu anayasa paketi 12 Eylül'le hesaplaşmıyor, adeta onu güncelliyor. AKP, kendisini yaratan darbenin kurumlarına hiç dokunmuyor. Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK), Milli Güvenlik Kurulu (MGK), Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu(HSYK), Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) (sadece adı değişti özel yetkili mahkeme olarak sürüyor) bu anayasayla da korunuyor. 12 EYLÜL DARBESİNİN ÜRÜNÜ YÖK’E DOKUNMADIĞI İÇİN HAYIR! AKP 12 Eylül'le hesaplaşıyorum diyor ama üniversitelerde 12 Eylül dendiğinde akla gelen kurum olan YÖK'e dokunmuyor. YÖK’ü ele geçirmeden önce sıkça YÖK’ün anti-demokratikliğinden dem vuran AKP, Yusuf Ziya Özcan’ı YÖK başkanlığına getirdiğinden beri YÖK’e söz söyletmez oldu. Demokrasi havariliği yaparken anti-demokratik yollarla piyasacı-gerici rektörlerini üniversitelere atadı, yüzlerce öğrenciye cezalar yağdırdı. Halk için bilim üretmesi gereken yerler olan üniversiteleri sermayeye açarak üniversitedeki piyasalaştırma sürecini YÖK eliyle hızlandırdı.Şu anki haliyle YÖK, AKP'nin üniversitelerdeki operasyon kurumu haline geldi. DARBECİLERDEN GERÇEKTEN HESAP SORULMADIĞI İÇİN HAYIR ! Her fırsatta yeni anayasa ile “darbecilerin yargılanacağı” yalanını dile getiren, sahte gözyaşlarıyla Erdal Eren, Necdet Adalı’nın isimlerini ağzına almaya cüret eden Erdoğan, darbecilerin “zaman aşımı” sayesinde yargılanmaktan kurtulacaklarını hiç dile getirmiyor. Darbecilerin yargılanmasını sağlayacak tek yol darbeyi “insanlık suçu” saymak. Ancak AKP anayasa değişikliği görüşülürken bu konu ile ilgili verilen bir teklifi reddetmişti. SERMAYEYE TALAN YOLUNU DAHA FAZLA AÇACAĞI İÇİN HAYIR! 8 yıllık iktidarı boyunca neoliberal politikalarını her alanda uygulamaya koyan AKP hükümeti, bu değişiklerle iktidarını güçlendirmek istemektedir. AKP idari yargıda “yerindelik denetimi”ni kaldırmayı amaçlıyor. Böylelikle mahkemeler “kamu yararı” ve “sosyal adalet” kavramlarını gözetmeyecek, sermaye ise AKP sayesinde talan politikalarına hız verecek. Örneğin Karadeniz’de halk HES projelerine karşı çıkıp mahkemeye başvurduğunda mahkeme artık o projenin iptaline karar vermeyecek ya da İstanbul’da metrobüs zamları “sosyal adalet”e aykırı olduğu için mahkeme tarafından iptal edilmeyecek. EMEKÇİLERİN SENDİKAL HAKLARI GÜVENCE ALTINA ALINMADIĞI İÇİN HAYIR! Memurlar ve diğer kamu görevlilerine, uluslararası sözleşmelerde zaten tanınmış olan “toplu sözleşme hakkı”nı göstermelik olarak tanıyan Anayasa Değişikliği, esas talep edilen grev hakkını tanımıyor. Yani bu değişiklikle kamu emekçilerine grev yasaklanıyor. Uzlaştırma Kurulu kararlarının kesin kabul edilmesi ve böylece bu kararlara karşı yargı yolunun kapanması yine bu değişiklikle getiriliyor. AKP bütün stratejisini yalanlar üstüne kuruyor. Toplu sözleşme hakkını grevi yasaklayarak içini boşaltarak getirmeye çalışıyor. Grev yasağını büyük hizmet diye emekçilere yedirmeye çalışıyor. AKP’NİN KUKLA DEMOKRASİ YALANINI GÜÇLENDİRDİĞİ İÇİN HAYIR! Halkın egemenliği temeline dayanan bir yönetim biçimi olan Demokrasi , halka egemen, ipleri AKP'nin elinde,istenilen şekilde biçimlendirilen bir kukla demokrasiye dönüşmüştür. İktidarı boyunca işçileri, memurları, köylüleri, öğrencileri, kadınları uyguladığı politikalarla mağdur eden AKP’nin “demokrasisi”ni 8 yıldır uygulamış olduğu icraatlarından görmek mümkün: AKP YÖK’ü ele geçirdikten sonra atadığı rektörlerle üniversitelilere afiş astıkları, bildiri dağıttıkları gibi gerekçelerle binlerce öğrenciye cezalar yağdırdı, okuldan attı. Deniz Gezmiş posteri astıkları, Mahir Çayan’ın toplu yazılarını okudukları, 1 Mayıs’a katıldıkları gerekçeleriyle Samsun’da, Adana’da, Konya’da üniversitelileri tutukladı. AKP iktidarında 114 bin hak ihlali, 763 infaz yaşandı. İşkence vakalarında 9 kat artış oldu. Güneydoğu’da 24 bin 535 kişi gözaltına alındı, gözaltına alınanlardan 10 bin 271’i tutuklandı. AKP’nin tarafından yenilenen Terörle Mücadele Kanunu ile “taş attığı gerekçesiyle” 4 bin çocuk tutuklanıp, hapsedildi. Polis ve jandarmanın açtığı ateş sonucu 64 çocuk öldürüldü. Bu veriler AKP'nin demokrasi-özgürlük söyleminin riyakarlığını açık bir biçimde gözler önüne seriyor. GERÇEK POZİTİF AYRIMCILIĞI İÇERMEDİĞİ İÇİN HAYIR! Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Aliye Kavaf'ın "devrim" olarak nitelendirdiği anayasa paketinin 10. maddesi bir devrim niteliği taşımazken, kadınların hak ve özgürlüklerini kullanımını fiilen gerileten neoliberal muhafazakarlığın yeni bir oyunudur. Kadınların mevcut olan sosyal güvenlik haklarını elinden alan Sosyal Güvenlik Kanunu ortadayken pozitif ayrımcılık ilkesinin tanınması karşımıza koca bir yalan olarak çıkmaktadır. Başbakan Erdoğan'ın üç eşli danışmanı Ali Yüksel "Benim niyetim dörde kadar gitmek ama kısmetim nedir, onu Allah bilir" diyor. Tayyip Erdoğan'nın " Kadın ve erkeğin eşit olduğunu kesinlikle kabul etmiyorum!" ve "Kadınlar en az üç çocuk doğurmalı!" sözlerine ek olarak AKP kabinesinin bugüne kadar sarf ettiği laflar kadınlara bu maddeyle ne kadar hak ve özgürlük tanınacağının asıl verileridir.
AKP anayasasının icraatları bu kadarla sınırlı değil elbette ki. Yeni anayasa ile Alevi ve Kürt yurttaşları yok sayılıyor, patronların yönetimde olduğu işçiyi kandırma amaçlı Ekonomik-Sosyal Konsey anayasal bir kurum haline getirilmeye çalışılıyor.
Demokratik bir anayasa, darbenin doğurduğu anti-demokratik kurumların "ortadan kaldırılmasını" ve darbenin getirdiği uygulamaların sonlandırılmasını gerektiriyor. YÖK'ü kaldırmayan, 12 Eylül darbesinin bütün kurumlarını koruyan, parasız eğitim hakkını ve halkın en temel haklarını güvence altına almayan, üniversiteliye üniversitede söz-yetki-karar hakkı tanımayan, bilimsel üretimi savunmayan, sermayeye yağma ve talan özgürlüğü getiren AKP’nin anayasasına hayır!
|
