Yaşamayı Tercih Hakkı - Sema Özdemir


Yazıyı büyüt Yazıyı küçült 09.08.2010

Lazım. Bu ülkeye en çok “yaşamayı tercih hakkı” lazım. Ama öyle kağıt üstünde kalmayacak, tercihine uygun zemin bulabileceğin… Her bulamayanın teker teker yaşama veda ettiği ve ancak seyirci kalınabildiği; anlaşılmasın olan biten diye Evet’lere Hayır’lara boğulan bir ülkedeyiz çünkü. Tek gereken ‘yaşam’ken…

 

İki gün önce, 44 yaşındaki öğretmen Ahmet Fazlı Elçi kalp krizi sonucu hayatını kaybetti* ve yaşatmamaya yönelen politikayı bir kez daha çıplak gözle görmemizi sağladı. Elçi sözleşmeli öğretmendi, hani şu “tercih edilen” türden. Elçi, yazları alacak bir maaşı olmadığından hamallık yapıyordu. 40 TL’ye kitaplar taşırken oradan oraya, baygınlık geçirdi. Ailesinin söylediğine göre, götürüldüğü sağlık ocağında yarım saat doktor bekledi. Ve artık çok geçti.

 

Öte tarafta burnu Kaf Dağı’ndan da öte bir noktada olan Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu derdini anlatan sözleşmeli öğretmene ahkâm keserek gücüne güç katıyor, belli ki kurduğu iktidarla gurur duyuyordu. Öğretmene, “Sözleşmeli öğretmenliği tercih etmeyebilirdin” şeklinde ‘ayar çeken’ Çubukçu, çözümsüzlüğü seçenek olarak insanların önüne koymaya çoktan alışmıştı. **

 

Klasikleşmiş Egemen Tavrı

 

Nimet Çubukçu ne ilkti oldukça tepeden bakan tavrında, ne de sonuncu. Egemen olmak böyle bir şeydir çünkü. Sunabildiğin ancak çözümsüzlükken, halinden memnun ve pişkin bir şekilde “istemiyorsan bırak git” diyebilmektir karşıdakine. O kadar muhtaçtır çünkü sana derdini anlatan… O kadar işlemişsindir ki her birinin içine, “bırakıp gitmek” diye bir şeyin ancak lafta olduğunu, gene ve hep senin sundukların arasından tercihte bulunabileceklerini bilmenin tükenmek bilmez hazzını yaşarsın.

 

Sadece bu sene içinde dahi aynı şekilde vuku bulan kaç ‘egemen tavrı’ var aklımda…

 

Yapısı gereği “kamu yararı” gütmesi gereken devlet yurdunda saati 1 lira’dan verilen internet hizmetinin kâr amaçlı olması, soygunu andırması ve daha pek çok aksaklığı belirtmek için gittiğim Kredi Yurtlar Kurumu’nun üst düzey yetkilisinden işitmiştim bu tepkiyi önce: “Biz size seçenek sunuyoruz. Beğenmiyorsanız başka yurda gidersiniz, sizi zorla getirmedik.”

 

Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi öğrencileriyse hafta sonuna ders konulması, yemeklerin kötülüğü vb. şikâyetlerle gittikleri Dekandan işitmişlerdi aynı tepkiyi: “İstemiyorsanız okula gelmeyin.” ***

 

Nimet Çubukçu söyledi son sözleri: “Sözleşmeli öğretmenliğe başvurmayabilirdiniz.”

 

“Paran varsa”

 

Egemenin tavrı net…Tavrı haşin… ‘İstemek’le, ‘beğenmek’le falan kurulsa da cümleler; “paran varsa” da düğümleniyor her şey.

 

Paran varsa, bırakırsın bu yurdu; özel bir yurda yerleşir kablosuz internetinden faydalanırsın. Paran varsa zaten internetin saatinin 1 lira olmasını dert konusu yapmazsın.

Paran varsa, basarsın parayı; okulda değil de nezih bir mekânda yersin yemeğini. Devletin parası olmayana reva gördüğü yemek bu kadardır çünkü. İster yer, ister bir köşede açlıktan sürünmeye mahkûm kalırsın.

 

Paran varsa itiraz eder; ancak o zaman bulunduğu yeri hiç hazmedemeyen ‘büyük beyler’in, ‘ukala kadınlar’ın karşısına çıkar, muhatap alınırsın.

Sözün özü şu ki: Paran varsa insanca yaşamaya layıksın.

 

Yoksa?

 

Yoksa çok da umurunda değilsindir artık egemenin. 40 TL uğruna hamallık yaparken yaşamından olmuş bir Ahmet Fazlı öğretmensindir sen artık. Bir köşede sessiz sedasız yaşam mücadelesi verirken görülmez, ölümünle haberlere çıkar; tüm ikiyüzlülüğü gözler önüne serersin.

 

Ne demişti daha dün biri senin için? Sen tüm bunları, tüm bu geçim mücadelesi uğruna sürünmüşlüğü, ölümü tercih edenmişsin. Gülünür değil mi bu saçmalığa? Ama öyle olmuyor. Çubukçu ve niceleri aynı fabrikatör tavrıyla efelenirken, pek çoğunun gözüne batmıyor. Ta ki sen ölene kadar… Ta ki kimilerinin bu ülkede yaşama hakkından öte, yaşamayı tercih hakkının dahi olmadığı anlaşılana kadar…

 

Ey egemen!

 

Birileri görüyor acımasız kurallarıyla oynadığınız oyunu. Tüm o siyasi hesaplarla çevirdiğiniz çarkın arasında kimileri heba oluyor, görülüyor. Okullarınızda öğretmenler hakkında altın kaplama karakterlerle yazdığınız özlü sözlerin, esasında özü olmadığını; içinin bomboş kaldığını ve doldurulamadığını birileri hep biliyor.

 

‘Yeni neslin sanatkârı’nı sözleşmelerinizle oyalamışlığınız, buna muhtaç edip sonra da “istemiyorsan yapma”larınızla adeta dalga geçmişliğiniz bir kenarda kalsın. Ölü nesil sizin eserinizdir, ey egemen! Hayatını bitirdiğiniz her insanın haberiyle gurur duymanızın tam zamanıdır.

 

Yazı: Sema Özdemir

Kaynak: www.jiyan.us

 

*   http://www.hurriyet.com.tr/gundem/15506974.asp


**    http://www.birgun.net/edus_index.php?news_code=1281176031&year=2010&month=08&day=07


***    http://haber.sol.org.tr/kent-gundemleri/dekana-bak-istemiyorsaniz-okula-gelmeyin-haberi-27153