Bu ülkede yaşayan halkların kalbinde her daim yaşayan, gençliğin aklına mıh gibi kazınmış onlarca değerli insan darbelerle tutuklandı, işkence tezgahlarından geçti, onlarcası katledildi. Yıllardır hesap sorulması için bu ülkenin aydınları, demokratları ve en çok da gençleri mücadele etti. Darbelerin hesabının sorulmasını isteyenler de darbenin çocuğu AKP döneminde biber gazlarıyla, coplarla, onlarca haksız tutuklamayla karşılaştı.
Bugün ise başbakan Tayyip Erdoğan kalkmış, 17 yaşında yaşı büyütülerek idam edilmiş Erdal Eren’i, Necdet Adalı’yı ağzına alıp anayasaya “evet” oyu istiyor. Geçmişimizin en temiz, en onurlu değerlerini kirli politikalarına alet ediyor.
Henüz dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu “ABD ile ilişkilerimiz altın çağını yaşayacak” açıklamasını yapmışken, ülkesinin bağımsızlığını istediği için idam edilenler için döktükleri gözyaşları hiç mi hiç samimi değildir.
Başbakan da grup toplantısındaki konuşmasına bir şiirle başladı. Bu ülkenin gençleri bu şiirleri sokağa indirdikleri zaman, başbakan Tayyip Erdoğan’ın şairleri tutuklatacağından eminiz. Çünkü şairler ve şiirler her zaman ezilenler içindir. Yalan, bir iktidar partisinin grup toplantısında kanla süslendiği zaman aklımıza inen tokat daha da katmerli oluyor.
Konumuz acı çekmek sayın başbakan,
Konumuz sizin yönettiğiniz yürüttüğünüz ülkede acı çekmek,
Konumuz sizin soğuk karakollarınızda emir erleriniz olan polislerin soğuk ellerinden kaba dayaklar yerken yığılıp kalmak sayın başbakan,
Konumuz okul önlerinde parası olmadığı için içeri girememek, konumuz hastane önünde canını teslim etmek başbakan,
Konumuz Erdal Eren, konumuz Necdet Adalı, konumuz 12 Eylül sayın başbakan…
Siz yanlış anladınız herhalde;
Konumuz oğlunuza aldığınız gemicik değil, ya da Rolex saatiniz ya da Rixos’ta 7 yıldızlı tatiliniz değil.
Hatırlatmamız gerekiyorsa bir daha hatırlatalım,
Konumuz işkence sayın başbakan, hani belki unutmuşsunuzdur Engin Çeber konumuz, Hrant Dink mesela…
Konumuz ölüm sayın başbakan, Şerzan Kurt, Aydın Erdem konumuz, Ceylan Önkol ya da Uğur Kaymaz konumuz.
Konumuz acı çekmek, işkence ve darp ise bizler senin hocan sayılırız. Tekel işçileridir senin hocan, bu ülkenin üniversitelileridir, kader dediğin madencilerdir senin hocan.
Sen ikili oynuyorsun başbakan, referandum ya da seçimlerden hemen önce hep yapıyorsun bunu… Sen bizi hep yanlış anlıyorsun.
Konumuz oğlunun düğünü değil, zengin ettiğin iş adamları değil ya da maliye bakanının likit yumurtaları değil, konumuz senin çoktandır unuttuğun acı çekmek. Ders verecek olan biziz. Sen bizim konumuza girdin bu sefer, biz yani üniversiteliler yani madenciler, yani güvencesiz öğretmenler ya da Tekel işçileri senin profesöründür.
Konumuz son mektupsa eğer aklımıza Güler Zere gelir sayın başbakan; "Geç bırakıldım. Beni ölümün kıyısına getirip öyle bıraktılar. Yaşam hakkım gasp edildi. Dışarıda "ölme hakkı" verildi. Bunu da unutmayacağım. Henüz içeride hasta tutsaklar var. Hala tecrit var. Ki tecridin ta kendisidir ölüm."
Konumuz İsrail’se sizin aklınıza ikili anlaşmalar gelir bizim aklımıza KTÜ’de İsrail büyükelçisini protesto ettiği için yargılananlar gelir…
Konumuz anayasaysa başbakan samsunda kamaralara “AKP anayasasına karşı çıkmanın cezası bu” diye bağıran kelepçeli 7 üniversite öğrencisi geliyor aklımıza…
Başbakan,
Siz yanlış anladınız, konumuz yalan değil, riyakarlık değil, yolsuzluk değil
Konumuz dürüstlük, vicdan..
Ve konumuz şiirse sayın başbakan bizim aklımıza “Adiloş Bebe” gelir,
“Bunlar engerekler ve çıyanlardır
Bunlar aşımıza ekmeğimize göz koyanlardır
Tanı bunları tanı da büyü” der , büyük usta Ahmed Arif.
Başbakanın konuşmaları sürekli atasözleri içeriyor. Anadolu da halkımızın sıkça kullandığı atasözlerinden nadide bir örneği buraya da ekleyelim istedik,
Sayın başbakan;
Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, sen önce 8 yıllık iktidarında baskıyla copla ve işkenceyle susturduğun üniversitelilere ve halka karşı hesap ver…
|