Sevgi, Dostluk Paylaştıkça Güzel -31 aralık 2008


Yazıyı büyüt Yazıyı küçült 31.12.2008

Bugün İTÜ Maslak Kampüsü'nde 75. Yıl yemekhanesinde yeni yıla girmeden önce; şakalarla, iyisiyle kötüsüyle güzel anılarımızı paylaştığımız ve bir günlük tatilde hepimizin ailesiyle arkadaşlarıyla geçireceği planlarımızı konuştuğumuz bir sohbet esnasında sevgimizi, dostluğumuzu bugün belki de en çok ihtiyacı olan insanlarla da paylaşmak için huzurevini ziyaret etmeye karar verdik. Açıkçası daha önce hiç birimizin böyle bir deneyimi olmamıştı. Bugün hiç birimiz için çok da özel bir gün değildi belki ama birçok insanın en azından bir günlüğüne gülebilmeyi umduğu bir günde bizde başkalarıyla birlikte gülmeyi bugünü bizim için daha güzel ve anlamlı kılabileceğini düşündük. Bir arkadaşımızın önerisi üzerine Bahçelievler Huzurevi'ne doğru yola çıktık. Şakayla karışık açıkçası ne yapacağımızı bilmez bir halde yolda ne yapacağımızı düşünürken bir saatlik yol sanki bir dakika da endişelerimiz geçmeden bitiverdi.

Paylaşmanın ve öğrenmenin yaşı yok

Bahçelievler Huzurevi sakinleri bizim bütün endişelerimizi ortadan kaldıran (hepimiz için farklı duygular barındırsa da) sıcacık karşılamaları ve dostluklarıyla bütün endişelerimizi giderdiler. Galiba gülmeye bizim de ihtiyacımız varmış ki biz kendi sevgimizden daha büyük bir sevgiyle karşılandık ve onlardan belki de biz mutlu olduk bugün.

140 kişilik huzurevinde görevliler ve bakıcılardan ziyade yaşlı teyzelerimizin bizi tutarak tek tek neler yaptıklarını ve nasıl yaşadıklarını odalarını, yemekhanelerini, çalışma ortamlarını gezdirerek tanıttılar. Onlar küçücük bir binada kocaman bir dünya kurmuşlardı kendilerine. Şikâyetleri, mutlulukları neleri varsa kısacık bir zaman da olsa bizimle paylaşmaya çalıştılar. Atölye çalışmalarını, resim çizimlerini, tiyatro çalışmalarını anlatıp üretimlerini gösterdiler.

Bize kapılarını açan Bahçelievler huzurevi sakinlerine ve özellikle bizimle sevgisini, emeğini, dostluğunu paylaşan bütün yaşlılarımıza teşekkür ediyoruz. İnsan hangi yaşta olursa olsun öğrenecek, öğretecek, paylaşacak çok şeyi var.

2008'in son gününü geri de bırakırken aklımıza gelen bir şiiri dileğinizle tüm dostlarımızla paylaşmak istiyoruz.

YAŞAMAYA DAİR

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.

----


Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.

Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.

Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...

----

Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.

Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
'Yaşadım' diyebilmen için...

Nazım Hikmet

İTÜ Öğrenci Kolektifi