KTÜ Öğrenci Kolektifi deresine, suyuna, doğasına sahip çıkan yöre halkının mücadelesiyle dayanışmaya gidiyor!
Karadeniz’deki derelerimize kurulacak olan her HES başta bölge halkı olmak üzere, orada yaşayan tüm canlılarazarar verecektir. Fakat bahsedildiği gibi ülkenin elektrik ihtiyacını karşılamayacağı her HES ‘ten elde edilecek elektrik miktarı hesaplandığında anlaşılacaktır. Fırtına Vadisi üzerinde kurulması planlanan üç adet santralin Türkiye genelinde üretilen toplam enerjinin ancak binde üçünü karşılaması ön görülüyor. Kurulacak olan bu santrallerin üretecek olduğu elektrik, vereceği zararlarla mukayese dahi edilemez.
Devletin, kapitalist şirketlere 49 yıllığına, suyun kullanım hakkıyla birlikte kiralamış olduğu dereler enerji üretimi bahanesiyle suyun “birilerinin malı” haline getirilerek, piyasaya açılması ve gözünü para hırsı bürümüş sermayedarlara yeni rant kapıları ama isteği geliyor. Suyun kullanım hakkının özel şirketlere verilmesi, gerek yöre halkının gerekse bütün insanların suya doğrudan ulaşımını engelleyecek ve artık insanlar kendi sularını para ile satın almak zorunda kalacaklardır. Kuşkusuz suyun ticarileştirilmesinin en başta vuracağı da yoksul halk kesimidir. Bu yüzden HES 'lere karşı mücadele aynı zamanda halkın suya sahip olma mücadelesi; suyun yerli ve uluslararası şirketlere peşkeş çekilmemesi mücadelesidir.
Bizler, piyasalaştırmaya ve gericiliğe karşı üniversitesini savunan üniversitelilerin mücadelesi ile Doğu Karadeniz bölgesinde kurulması planlanan HES’ lere karşı halkın yürüttüğü kararlı mücadele birbirinden bağımsız değildir. Bizleri müşteri olarak gören, üniversitelerimizi bilimden, sanattan, edebiyattan soyut birer ticarethaneye dönüştüren zihniyet; başta Karadeniz bölgesi olmak üzere ülkemizin birçok yerinde derelerimizi, asıl sahipleri olan halka sormadan satılığa çıkaran zihniyetin ta kendisidir!
Doğanın ve suyun talanına geçit vermeyen Karadeniz insanını selamlamak üzere bizler de tüm üniversitelilere hayde diyoruz!
Derelerimiz özgür aksın diye, yelkenimizi umutla şişirip yol alıyoruz Rize' nin Fındıklı ilçesine...18 Nisan günü üniversitelilerin sesini vadilerdeki köylülerin sesiyle birleştirmeye gidiyoruz.
Ve seni bu sesi çoğaltmaya davet ediyoruz;
Doğa için… İnsan için… Kendin için…
NEDİR HİDROELEKTRİK SANTRAL?
Hidroelektrik santraller suyun potansiyel enerjisinden yararlanılarak elektrik üretilen yapılardır. Bu yapıların ülkemiz açısından yarardan çok zararı olacaktır demek doğru bir ifade olacaktır. Bunlar temel olarak çevre tahribatı ve suyun kullanım hakkının özel şirketlere verilmesidir.
Karadeniz’deki derelerimize kurulacak olan HES’ ler sadece insanlara değil, orada yaşayan tüm canlılara zarar verecektir.
HES’ leri yapabilmek için; kilometrelerce yol yapılacak hektarlarca ağaç kesilecektir. Tüneller açmak için binlerce patlayıcı kullanılacaktır. HES’ lerin yapım aşamasında ki harfiyat dere yataklarına bırakılacak, derelerin karakteristiği bozulacak, sucul ekosistem zarar görecek, sular kirlenecek, insanlar zarar görecektir. Çay üretimi için kullanılan gübrelerdeki atıkların yağmur suları ile dere yataklarına akması sonucu oluşacak yosunlaşma, bataklık, sivrisinek başta olmak üzere her türlü pislik, koku ve bulaşıcı hastalıklara neden olurken bölge insanının sağlığı ciddi anlamda tehdit altında kalacaktır.
Eşine az rastlanan çiçek ve kuş türleri yok olacak.
Ülkemizde ve bölgemizde yararlanılabilecek bir çok alternatif (güneş, dalga gibi) enerji kaynağı varken HES projelerinde ısrar etmenin başka ve daha esas bir nedeni var;
suyun kullanım hakkına, suya sahip olmak!
Yani bu projelerdeki asıl niyetlerin başında, enerji üretimi bahanesiyle suyun “birilerinin malı” haline getirilerek, piyasaya açılması ve gözünü para hırsı bürümüş sermayedarlara yeni rant kapıları yaratma isteği geliyor.
Devletin, kapitalist şirketlere 49 yıllığına, suyun kullanım hakkıyla birlikte kiralamış olduğu dereler üzerine kurulacak olan bu santrallerin üretecek olduğu elektrik, verdiği zararlarla mukayese dahi edilemez.
Örneğin;
* Yüzey suyunun doğal akışının kesilmesi; nehir ve derelerin yollarını değiştireceği için yüzey suları kuruyacaktır.
* Baraj projelerine onay almak için devreye sokulan muazzam büyüklükteki fonlar yerelde yolsuzlukların alıp başını gitmesine neden olacaktır.
* Su biriktirilen alanlar metan gazı oluşumuna yol açarak küresel ısınmaya katkıda bulunacaktır.
* Dağlardaki heyelan sayısındaki artış: Suyun baraj ve su biriktirme bölgelerinden sızması kaya-toprak yapısının orijinal bileşimini bozduğu için toprak kaymaları artacaktır.
Bunun yanında;
Suyun kullanım hakkının özel şirketlere verilmesi, gerek yöre halkının gerekse bütün insanların suya doğrudan ulaşımını engelleyecek ve artık insanlar kendi sularını para ile satın almak zorunda kalacaklardır. Kuşkusuz suyun ticarileştirilmesinin en başta vuracağı da yoksul halk kesimidir. Bu yüzden HES'lere karşı mücadele aynı zamanda halkın suya sahip olma mücadelesi; suyun yerli ve uluslarası şirketlere peşkeş çekilmemesi mücadelesidir.
Hayatımızın her alanını ticarileştiren neoliberal politikalardan şimdi de derelerimiz nasibini alıyor. Yıllar boyu eğitim, sağlık, ulaşım, barınma gibi temel yaşamsal haklarımız bir bir elimizden alınıp para karşılığında ulaşabileceğimiz ‘hizmetler’ haline getirilirken; şimdi de sermaye sahipleri gözüne bölgemizdeki dereleri kestirdi!
Doğu Karadeniz başta olmak üzere ülkemizin birçok bölgesinde yapımına başlanan Hidroelektrik Santrallere karşı, ilk günden itibaren doğasını, yeşilini, tüccar zihniyetli iktidarların ve şirket sahiplerinin kar hırsına teslim etmeyeceğini söyleyerek mücadele eden, derelerine sahip çıkan Karadeniz halkı diyor ki;
Biz doğduğumuz, büyüdüğümüz, babamızı, dedemizi gömdüğümüz, içinde yaşadığımız toprakların yok oluşu, o topraklarda büyük bir uyumla binlerce yıldır devam eden doğal, tarihsel, kültürel değerlerin sonlanması, anlamına gelecek Hidroelektrik Santralleri yaptırmayacağımızı, memleketin her neresinde olursa olsun Hidroelektrik Santrale, köyünde maden çıkarılmasına, termik santrale ve diğer hayatı gözetmeyen, sadece zenginleri daha da zenginleştirmeyi hedefleyen projelere karşı hayatı savunuyoruz. Kendi topraklarımız başta olmak üzere memleketin yaşanmaz hale gelmesine neden olacak projelerle ellerinden geleni ardlarına koymayanların karşısında; anayasamızdan, uluslararası sözleşmelerden hepsinden önemlisi hayatın varlığına karşı yapılan her türlü saldırıya direnişin meşruiyetinden aldığımız güçle, kadim insanlık değerlerini yarına taşımayı vazife sayarak; bizler de tüm kardeşlerimizle elbirliği içerisinde elimizden geleni ardımıza koymayacağız. Para kazanma hırsı ile bütün varlıklarımızın zenginlerin kar hırsına kurban edildiğini görüyoruz…
Çoluk çocuğumuz, havamız suyumuz, börtümüz böceğimiz, ayımız, tavşanımız, dağımız yeşilimizle çıkıyoruz karşılarına!
Dereler kalbimize kan taşıyan damarlarımızdır, damarlarımıza engel koydurtmayacağız!
Sular, dereler doğanındır, hayvanındır, çiçeğindir, balığındır, insanındır
Derelerimiz, sularımız, temel hakkımızdır. Özelleştirilemez, satılamaz!
Bir avuç para babasının cebi dolacak diye, bir yandan insanlarımızın yaşamını zorlaştıran ve çekilmez hale getiren, bir yandan da doğayı mahveden bütün uygulama ve politikalara karşı; halkın yanında olmayı kendisine görev bilen üniversiteliler olarak, bizler de diyoruz ki;
Tarafımız; bölgede yıllardır sermayedarların ısrarla doğanın ve derlerin ölümü pahasına, kısa yoldan servetine servet katmak için yapmaya çalıştığı HES projelerinin değil; Karadeniz halkının bu projelere karşı yürüttüğü meşru mücadelenin, vadilerden akan suyun yüzyıllardır bu coğrafyadaki yaşamın temel kaynağı olduğunun bilinciyle, bölgeye gelen şirketlerin temsilcilerini yumurta yağmuruna tutan, derelerine sahip çıkan yürekli Karadeniz kadınlarının, derelerin başında gece gündüz nöbet tutan köylülerin tarafıdır!
Tarafımız;
Kuşların, çiçeklerin, ağaçların, börtü ve böceklerin...alabalıkların tarafıdır!
Ve biliyoruz ki;
Deresine, suyuna, doğasına sahip çıkan yöre halkının mücadelesiyle, piyalaştırmaya ve gericiliğe karşı üniversitesini savunan üniversitelilerin mücadelesi birbirinden bağımsız değildir. Bizleri müşteri olarak gören, üniversitelerimizi bilimden, sanattan, edebiyattan soyut birer ticarethaneye dönüştüren zihniyet; başta Karadeniz bölgesi olmak üzere ülkemizin bir çok yerinde derelerimizi, asıl sahipleri olan halka sormadan satılığa çıkaran zihniyetin ta kendisidir!
.jpg)
KTÜ Öğrenci Kolektifi
İletişim : kolektifktu@hotmail.com
|