"Metin Küreci'yi Anıyoruz"


Yazıyı büyüt Yazıyı küçült 11.02.2010

‘’Metin dostlarını buluşturuyor’’


11 Şubat 2009’da yaşamını yitiren Metin Küreci’yi binlerce kavga dostunun sevgi seli arasında yıldızlara uğurlayalı bir yıl oldu.

 

Metin Küreci'nin dostları tarafından yapılan açıklamada "Uzun yıllar biriktirip sıkça buluştuğu, buluşturduğu dostları olarak, bu kez onun yokluğunda onunla olup, dostlarla hasret gidereceğiz.Metin Küreci’yi yıldızlara uğurlayışımızın birinci yılında dostlarla dinletiler ve söyleşilerle buluşacağız." denildi.



PROGRAM


Müzik dinletisi:
Ali Asker
Hasan Tatar
Hüseyin Can Pala
Ezgi Aydın
Grup Kibele
Ezgi Küreci
Kazım Koyuncu Kültür Merkezi Gönüllüleri

Sinevizyon :
Dostlarının anlatımı ile yaşamından kesitler

Tarih: 14 Şubat 2010 Pazar
Saat: 15:00 - 18:00
Yer: Türkan Saylan Kültür Merkezi
Adres: E-5 Esenkent Yanyol – Maltepe

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Veda*

Sabah saat 04.00... (*)

Sevgili kızım ve sevgili hayat arkadaşım eşim derin uykudalar.  Ben ise uykusuz bir geceyi daha yaşayıp, sabahı yapmak üzereyim.

 

Üç saattir kızımı uykuda seyrediyorum. …Ve ondan ayrılmak her zaman bana çok zor gelmiştir ama bu kez anlatılması çok zor bir acı veriyor. Saatin ilk kez bu kadar hızla ilerlediğini fark ediyor ve içimden isyan ediyorum. Kızımdan ayrılmak bu kez çok ama çok zor geliyor bana, onu bir daha hiç göremeyecekmişim hissi uyanıyor.

 

Ben ise her şeye rağmen onun bu sene sınavlara hazırlanıp, seneye Haziran‘da üniversiteye girmesini görmek istiyorum. Bu sene onun için çok önemli. Anadolu okulu sınavlarının olduğu sene yanında ne ben ne de annesi vardı. O kendi başına hazırlandı. Bizlerin olmaması hem bizi hem de kızımı çok üzdü. Üniversite sınavlarında aynı sıkıntıyı bir daha yaşamasını hiç ama hiç istemiyorum. Benim bu durumum kızım ve annesinin yaşamında çok büyük değişikliklere neden oldu.

 

Ben bu kadar uzun süreceğini düşünemedim. Kendi adıma dört ya da beş sene fazla yaşamak çok anlamlı gelmiyor. Bugünden bakarsak insan sevdiklerinden uzak, sevmediği bir ülkede yaşamak zorunda kalırsa buna yaşamak değil, işkence çekmek denir. Ben böyle bir hata yaptım. Kendimi hiç ama hiç affetmiyorum. 3- 4 sene fazla yaşamak için değmezdi diye düşünüyorum. Peki aynı durumu neden şimdi tekrar ediyorsun diye sormazlar mı? Evet, bugün sevgili kızımı yeniden yalnız bırakıp gidiyorum. Bunun nedeni, Haziran ayına kadar benim yaşadığım sıkıntıları görmesin ve daha fazla etkilenmesin diye. Bu çok samimi duygularım. O sınava hazırlanırken benim sıkıntılarımla kafasını meşgul etmesini istemiyorum.

 

Ağrılarım çok arttı. Ve gün geçtikçe gücüm tükeniyor. Ben kendi durumumu artık çok iyi biliyorum. Kendime dair ne yapmam gerektiğini biliyorum. Haziran‘dan sonra Almanya‘da kalmayı hiç düşünmüyorum. Tabi o kadar yaşayabilirsem…

 

Ben bu ülkede her şeye rağmen yaşamayı çok ama çok seviyorum. Avrupa‘da 10 sene yaşamaktansa burada üç sene yaşamaya razıyım. Burada tüm insan ilişkilerindeki çürümeye rağmen yine de yeniyi yaratmak çok daha kolay. Avrupa‘nın sözde daha iyi yaşam koşulları, beni hiç tatmin etmiyor. Biz oralarda açık hapishanede gibi yaşıyoruz.

 

Birçok arkadaş 12 Eylül‘den sonra oralara gidip yaşamlarını oralarda sürdürmek zorunda kaldılar. Biz de 1988‘de 11 ay orada yaşamak zorunda kaldık. 11 ay sonra geri döndük. Döndüğümüz zaman devletle ciddi sorunlarımız vardı. Ölebilir, yakalanıp uzun yıllar hapis yatabilirdik her şeyi göze alıp ülkemizde yeniden devrimci mücadeleyi örgütlemeyi seçtik. İyi de yaptık Ben ve Sevgi, 1989‘da Çukurova‘da yeniden devrimciliği örgütlemeye giriştik. Çukurova‘da çok sıkıntılı yıllar geçirdik. Ama çok iyi işler de yaptık. Ülkemizde bu kadar adaletsizlik, arsızlık, hırsızlık, soysuzluk varken kendi adımıza Avrupa‘da yaşamanın hiçbir anlamı olmadığını ve en kısa sürede ülkedeki devrim mücadelesine katılmayı seçtik.

 

Ben bu kararın doğru olduğunu 2004‘de yeniden Almanya‘ya, bu sefer sağlık nedeniyle gittiğimde daha iyi anladım. Orada yaşamını sürdürme kararı alan arkadaşların büyük çoğunluğu, çok ağır bedeller ödeyerek yaşamlarını sürdürüyorlar. 12 Eylül sadece Türkiye‘dekilere değil, Avrupa‘daki devrimcilere de çok ağır bedeller ödettirdi. Hala da ödemeye devam ediyorlar.

 

Gelelim kendimle ilgili olana...

 

Hastalıkla ilgili Almanya‘da ameliyat önerildi... Oradaki koşulları değerlendirip ortak bir karar aldık. Ama ülkemde yaptığımız hesap Almanya‘da tutmadı.  Ameliyat çok başarılı olmasına rağmen 1,5 ay sonra hastalık tekrarladı ve uzun bir tedavi süreci başladı.

 

Tam her şey yolunda, artık kesin döneriz dediğimiz bir süreçte (bu yaz) kontrollerde kanser sorunu yeniden gündeme geldi. Bu kez çok daha ciddi. Dünyada hiçbir örneği olmayan bir türmüş. Ben bir kez daha aynı durumu yaşamak istemiyorum. Kemoterapi görüyorum. Sonuç yok.  Uzatmaları yaşıyorum bunun bilincindeyim. Sadece kızımı bugünlerde sıkıntıya sokmamak için, istemeye istemeye tekrar geri dönüyorum. Ama Haziran‘dan sonra asla oralarda yaşamayacağım. Bu süreç boyunca tüm dostlardan çok yardım gördüm.

 

Kanser türünün örneği yok ama dostların da bana ve aileme gösterdikleri dayanışmanın da örneği yok sanırım. İnsanın böyle dostları olduktan sonra ölüm hoş geldi sefa geldi.

 

Not: Benim ömürüm yetmese de başlattığımız çalışmanın mutlaka tamamlanmasını istiyorum. Bizlerin tarihini bizler doğru anlatmalıyız. Gençler yaşadıklarımızdan dersler çıkarıp, bizim hatalarımızı tekrar etmemeliler. Geçmişle gelecek arasında doğru bağlar kurmalılar. Biz hareket olarak ortak bir değerlendirme yapamadık. Onun için bu sözlü tarih çalışmasını çok önemsiyorum. Arkadaşlarımdan istediğim bu çalışmayı bir an önce bitirip, devrimci mücadeleye bir katkı sunmaları.

 

Benimle ilgili;

Ben ateist bir insanım. Benim cenazem bir devrimciye yakışır şekilde yani halkın gelenek göreneklerine göre değil, komünist geleneklere göre olmalı. Kısaca ne cami, ne cem evi ne kilise... Bu konuda karar kızım, eşim ve arkadaşlarıma aittir. Yaşarken hiç gitmediğim yerlere ölümü de götürmeyin.

 

Ben Devrimci Yol‘cuyum. Devrimci Yol‘cu olarak ölmek istiyorum.
Kızıma ve eşime bırakacağım tek miras kitaplarım. Kitap benim için çok önemli onların içinde bazıları 12 Eylül faşist cuntasında bile ele geçmeyenlerdir.

 

Kızım seni çok seviyorum…

 

Metin Küreci            

 

25 Kasım 2008, İstanbul

 

(*) Bu mektup, Metin Küreci‘nin Türkiye‘ye son gelişinde, tedavi için yeniden Almanya‘ya gitmek üzere iken yazdığı son veda yazısıdır.